ECP ile Doğal Bypass
External Counter Pulsation
Kalp Hastalarında, Tedavi ve Korunma için
Kansız, Acısız, Güvenli ve Etkili bir Yöntem

B.1 - Ateroskleroz nedir ? Ateroskleroz ile hangi organlar hastalanır?

Damar sertliği” diye de bilinen ateroskleroz, vücudumuzdaki atar damarlarda, damar duvarının sertleşmesine ve damar boşluğunun yer yer daralmasına ve tıkanmasına yol açan bir hastalıktır.

Atardamarlar organlara kan taşıyarak, onların beslenmesini sağlayan damarlardır. Atar damarlarda oluşan darlıklar, bu damarların kan götürdüğü organların yeterli derecede beslenememesine ve işlevini aksatmasına, tam tıkanması ise ilgili bölgenin tamamen kansız kalarak, canlılığını ve işlevini yitirmesine neden olur.

Ateroskleroza bağlı damar bozukluğu,  genellikle, damar iç yüzeyini kaplayan ve endotel diye bilinen tabakanın hasar görmesi, damar duvarı içine kan yağları ve hücrelerin sızarak birikmesi ve iltihabi nitelikte bir reaksiyonun oluşması ile gelişir. O noktadaki birikme büyüdükçe, damar boşluğunu daraltan bir çıkıntı (aterom plağı) oluşturur ve kan akımını engellemeye başlar. İlerlemiş oluşumların tabanında kalsiyum da oturur. Darlık ciddi derecede olsun ya da olmasın, günün birinde, plak noktasında oluşan ani bir kan pıhtısı ise, damarın tıkanmasına ve kan akımının tamamen kesilmesine neden olur.

Risk faktörleri” diye bilinen şeker hastalığı, kan yağları (kolesterol) yüksekliği, kan basıncı (tansiyon) yüksekliği, sigara kullanımı, şişmanlık, hareketsiz yaşam, sürekli stres ve genetik yatkınlık, yukarıda belirtilen aterosklerotik değişikliklerin erken yaşlarda başlamasına ve hızla ilerlemesine neden olan durumlardır.

Damarlarda aterosklerotik değişiklikler oldukça erken yaşlarda, ergenlik çağlarında başlar. Belirti vermeden, kişinin risklerine göre yavaş  ya da hızlı ilerler. Damarlarda, organların yeterli kan almasını engelleyecek derecede darlıklar ya da tam tıkanma oluştuğunda, belirti verir ve o zaman tanı konur.

Ancak, ilerlemiş dönemde koroner damar duvarına oturmuş kireç (kalsiyum) birikimleri, bilgisayarlı tomografi ve elektron beam (demet) tomografi ile görüntülenebilir. Damar çapında darlık oluşmamış ve bu neden ile bir yakınması olmayan kimselerde, bu kalsiyum oturmalarının saptanması, aterosklerotik hastalığın varlığının ve üstelik ileri bir aşamada olduğunun kanıtı sayılır.

Ateroskleroz, kalp, boyun, beyin, böbrek, ana atar damar(aort) ve bacak atar damarlarını en sık tutar.

Ateroskleroz,  kalbi besleyen damarları (koroner damarlar) tutmuş ise, damarlarda ciddi (çapı%70 den fazla daraltan) darlıklar oluştuktan sonra klinik belirtilerde göğüs ağrısı ve ritm bozuklukları ön plandadır;  bir koroner damarın  tam tıkanmasında (kalp krizi, miyokard infarktüsü) ani ölüm olmaz ise, sonrasında kalp yetersizliği gelişebilir.

Beyin damarlarının aterosklerotik daralmalarında, giderek beyin fonksiyonlarında azalma (ilerleyici hafıza kaybı, yer ve zaman kavramlarının bozulması, görme ve konuşma bozuklukları), geçici bilinç kaybı, tam damar tıkanmasında ise inme (felç) olur.

Bacak damarlarının aterosklerotik daralmalarında (”tıp dilinde “periferik arter hastalığı”),  yürürken baldırlara gelen ağrılar ile topallama, o taraf bacak ve ayağının daha soluk ve soğuk olması, tam tıkanmada ise bu belirtilerin daha belirgin olması yanı sıra gangren gelişebilir.

Böbrek damarlarının tutulduğu durumlarda, ilaç tedavilerine dirençli kan basıncı yüksekliği ve ileri dönemde böbrek yetersizliği görülür.

Yukarıda belirtilenlerin dışında her organın damarları aterosklerozdan etkilenebilir.

Damar sertliği bazen de damarların duvarında zayıflama ve  anevrizma denen balonlaşma şeklinde damar genişlemelerine yol açar. (Her damarda,  fakat en sık olarak ana atar damarın (aorta) karında seyreden kısmında görülür. Normalde 2-3 cm çapta olan karın aortunun çapının 5 cm yi bulması ciddi takip gerektirir. Bazen hiçbir belirti vermez ve tetkikler sırasında tesadüfen saptanır, bazı kimselerde ise, bel ve kalçalara yayılan ağrı ve karında kalp atışları ile aynı anda “atan bir şişlik” fark edilir. Çapı  6 cm yi buldu ise, yırtılma nedeni ile ani ölüm tehlikesi vardır, zaman geçirmeden tedavi edilmelidir. Deneyimli ellerde tedavisi kolay olup, bir damar protezi ile genişleyen bölge onarılmaktadır).


B.2 - Koroner kalp hastalığı nedir?

Kalbi besleyen damarlar olan ve “koroner damarlar” diye tanımlanan damarların, damar sertliği ya da ateroskleroz diye biline hastalık ile daralması ve tıkanması sonucu ortaya çıkan,  kalp krizleri ve kalp yetersizliği ile ciddi derecede sakat bırakan, ani ölüm ile de yaşamın sonlanmasına neden olan bir hastalıktır.

Dünyada ve ülkemizde en sık görülen kalp hastalığı türü olup, erişkinlerde başta gelen ölüm ve iş gücü kaybı nedenidir.


B.3 - Bir koroner kalp hastalığının seyrini olumlu etkileyen koşullar nelerdir?

Koroner damar çaplarının geniş olması ve kollateral damarlar denen yan dalların varlığı ile kalpte damar ağının zengin olması, koroner kalp hastalığının seyrini olumlu etkileyen başlıca koşullardır (aşağıdaki açıklamalara bakınız).

Genç yaşlardan itibaren düzenli spor yapanlarda, kalp ve tüm organlarda, damarlar genişler ve damar ağı zenginleşir.

ECP tedavisi, hem koroner damarları genişleterek ve hem de damar ağını zenginleştirerek, koroner kalp hastalığının tedavisinde ve seyrini olumlu etkilemekte yararlı olmaktadır.


B.4 - Kalp damarlarının küçük çaplı olması neden olumsuzluk yaratır?

Büyük çaplı damarlarda ciddi darlıkların oluşması zaman alır. Ciddi darlıklar oluştuğunda, balon- stent ya da bypass ameliyatı ile tedavi mümkün olur. Bu tedavilerden sonra elde edilen yarar daha uzun ömürlü olur, zira yeniden daralmalar da daha geç olur.

Buna karşılık, küçük çaplı damarlarda, ciddi daralma ve tıkanmalar çabuk oluşur. Ayrıca, küçük çaplı damarlar balon-stent uygulaması ve bypass ameliyatı için uygun olmayabilir, veya, bu girişimsel tedaviler yapılabilse de, birkaç ay gibi kısa bir süre sonra yeniden daralma ve tıkanmalar oluşabilir.


B.5 - Kalpde damar ağının zengin olmasının yararları nelerdir?

Kalpte damar ağı zengin ise, darlık olan koroner damarların yeterli kan götüremediği bölgelere, komşu damarların uzantısı olan dallardan kan gelir (doğal bypasslar); hatta böyle bir kalpte, bir koroner damar tam tıkansa da (kalp krizi),  damarı tıkanan bölge, çevre damarlardan gelen kan ile beslenebileceğinden, kalpte az hasar olur.

İleri yaşlarda ortaya çıkan koroner kalp hastalarında genellikle damar ağı zengindir. Zira bu kimselerde, yıllar içinde bir yandan damar sertliği ilerlerken ve darlıklar oluşurken, diğer yandan da komşu damarların uzantıları gelişmekte (doğal bypasslar) ve az kan alan bölgenin kanlanması sağlanmaktadır. Bazen bu kimselerin, bir koroner damarının sessizce tıkanmış olduğu fakat kişinin bir yakınması olmadığı ve kalpte ciddi bir hasarın oluşmadığı saptanır.


B.6 - Koroner kalp hastalığına kimler adaydır?

Anne, baba, kardeş gibi birinci derecede yakın akrabalarında erken yaşta, kalp krizi, balon -stent tedavisi, bypass ameliyatı, ani ölüm öyküsü olanlar, kendisinde şeker hastalığı, hipertansiyon, yüksek kolesterol, şişmanlık, sigara bağımlılığı olup yüksek derecede stres altında olan ve egzersiz alışkanlığı olmayanlar, koroner kalp hastalığı için yüksek riskli kimselerdir.


B.7 - Şeker hastalığı kalp ve damarlara nasıl zarar verir?

Diyabet ya da şeker hastalığı,  vücutta insülin hormonunun yeterli salgılanamaması ya da etkili olamaması nedeni ile kanda şeker yüksekliği ile karakterize, görülme sıklığı giderek artan, oldukça ciddi bir hastalıktır.

Şeker hastalığında, kan şekeri yüksekliği ve ona eşlik eden diğer bozukluklar, atar damarların iç yüzeyi olan endotel tabakasını bozarak,  erken yaşta damar sertliğinin (ateroskleroz) başlamasına,  hızla ilerlemesine ve pıhtı oluşumları ile ciddi komplikasyonların ortaya çıkışına neden olur.

Şeker hastalarında ateroskleroz, kalpte koroner kalp hastalığı, kalp krizi, kalp yetersizliği ve ani ölüm, beyinde dolaşım yetersizliği ve felç,  bacaklarda ayak kesilmesine götüren kan dolaşımı bozukluğu gibi olaylara neden olmaktadır.  Ayrıca, küçük damarları da bozarak, sinir ucu, göz ve böbrek bozukluklarına yol açmaktadır.


B.8 - Şeker hastalarında kalp hastalığı daha ağır mı seyreder?

Evet. Bu nedenledir ki günümüzde şeker hastalığı koroner kalp hastalığı eşdeğeri kabul edilmektedir. Zira, şeker hastalığı olmayıp kalp krizi geçirenlerle, kalp krizi geçirmemiş fakat şeker hastalığı olanlarda hastalık seyri benzer olup, bu iki durum birlikte ise seyir oldukça kötüdür.

Şeker hastalarında koroner kalp hastalığının olumsuz özellikleri şunlardır:

  • Damar sertliği erken yaşta başlar, yaygındır, hızla ilerler.
  • Koroner damarların çapı küçüktür,
  • Bağlantı dalları yetersiz, damar ağı fakirdir,
  • Kılcal dolaşım bozulmuştur.
  • Damar tıkanmalarına (kalp krizi) eğilim artmıştır,
  • Hastalık sessiz seyreder; eforla, hatta kalp krizi sırasında göğüs ağrısı olmayabilir;
  • Kalp krizi (infarktüs) sırasında ciddi aritmilerle ani ölüm olabilir, yaşayanlarda ise, kalp yetersizliği gelişme oranı yüksektir,
  • Kalp krizinden önce koroner kalp hastalığı tanısı konabilse da, damar çaplarının küçük ve hastalığın yaygın olması nedeni ile, bypass ameliyatı ve balon-stent girişimlerine uygun olmayabilir,
  • Bu kanlı damarlandırma tedavileri yapılabilse de, başarısız olur;  yeniden daralma ve tıkanmalar, kısa süre içinde ve sıklıkla görülür.

Tüm bu bulgular gösteriyor ki, şeker hastalarının kalbi ve damarları en etkin şekilde korunmalıdır.

ECP tedavisi, şeker hastalığında damar sertliğinin başladığı nokta olan damar iç yüzeyinin (endotel) işlevini düzelterek, koroner damarları genişleterek, bu damarlar arasında bağlantı dallarını açıp kalbin damar ağını zenginleştirerek, yukarıda sayılan tüm olumsuzluklara karşı, damar sertliğini ve ortaya çıkabilecek komplikasyonları önleyici, geciktirici etkileri olan bir tedavidir.


B.9 - Kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon) nedir? Kalp ve damarlara nasıl zarar verir?

Kan basıncı (tansiyon), atar damarlar içinde dolaşan kanın damar duvarına yaptığı basınçtır. Bu basınç, kalp kasılıp da içindeki kanı damar sistemine fırlattığı anda en yüksek düzeydedir ve bu tıpta “sistolik basınç”, halk arasında “büyük tansiyon” olarak bilinir. Kalbin gevşemesi ve damarlara fırlatılan kanın uç dallara ilerlemesi sırasında, kan basıncı düşer; bu düşük düzey de tıpta “diyastolik basınç” ve halk arasında “küçük tansiyon” diye bilinir.

Sağlıklı erişkinlerde, uzun yıllar, büyük tansiyonun 140 mmHg ve küçük tansiyonun 90 mmHg değerlerinin altında olması normal kabul edilirken, günümüzde 130/85 mmHg’den düşük değerler normal kabul edilmektedir. Bunların üzerindeki değerler “hipertansiyon“  ya da “kan basıncı yüksekliği” olarak tanımlanır.

Hipertansiyon tüm dünyada ve ülkemizde sık görülen bir hastalıktır. Genellikle bir belirti vermez ve kişi de yıllarca farkında olmaz. Bazı kimselerde ise, sıklıkla sabahları olan baş ağrısı yakınması vardır, başın enseye yakın kısmında ve çoğunlukla zonklayıcı niteliktedir. Hipertansiyon, kan basıncı ölçümü ile kolaylıkla teşhis edilir. %95 oranında düzeltilebilecek bir neden saptanamaz ve ömür boyu devam eder. Tedavisinde, gerekli ilaç ve önlemlerle kan basıncı normal sınırlarda tutulmaya çalışılır.

Yüksek kan basıncı, damarların iç yüzeyinin yapısını ve işlevini bozarak, kan yağlarının damar duvarına sızmasına yol açarak, damar sertliğinin başlamasına, ilerlemesine ve komplikasyonlarına ortam hazırlar. Tedavisiz bırakıldığında, koroner kalp hastalığı, kalp yetersizliği, inme, böbrek yetersizliği, çevre damarlarının hastalığı ve erken ölüm için ciddi bir risk faktörüdür.


B.10 - Kolesterol nedir?  Kanda yüksekliğinin önemi ve zararları nelerdir?

Kolesterol, hayvanların vücut dokularında, hücre zarlarında bulunan, başlıca sinir hücreleri olmak üzere çeşitli hücre zarlarının onarımı ve işlevinde gerekli olan, bir çok biyokimyasal  reaksiyonda yer alan, ayrıca çeşitli hormonların, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin üretiminde kullanılan bir maddedir.

Vücuttaki kolesterolun çoğu, başta karaciğer olmak üzere, vücutta yapılır, küçük bir kısmı da hayvansal besinlerle dışarıdan alınır. Karaciğerden safra ile atılan kolesterolun yoğunluğu fazla olduğunda kristalleşerek safra taşları oluşur. Kolesterolün kanda taşınması ancak lipoprotein denen yapılarla olur.

20 yaşın üzerindeki erişkinlerde, kanda, total kolesterolun % 200 mg’ın altında, LDL koleserolun %130 mg’ın altında, trigliseriglerin % 150  mg’ın altında ve HDL kolesterolun % 40 mg’ın üstünde olması arzu edilir.

Ateroskleroz, damar duvarında kolesterol birikimi ile başlamaktadır. Kanda kolesterol yüksekliği, özellikle halk arasında “kötü huylu” diye bilinen LDL kolesterolün yüksekliği, ateroskleroz gelişiminden sorumlu bir ana faktördür.

Buna karşılık, halk arasında “iyi huylu” diye bilinen HDL kolesterol, damar duvarında birikmiş kolesterolu tekrar karacigere taşıyabilir, aterosklerozu yavaşlatır hatta geriletebilir.

Düzenli yapılan egzersiz, HDL Kolesterolu yükseltir, LDL Kolesterolu düşürür.


B.11 - Şişmanlık neden kalp için tehlike yaratır?

Şişmanlık, vücut yağ dokusunun fazlalığı olarak tanımlanmakta olup, vücuttaki yağlanma  derecesi, vücut kütle indeksi hesabı ile değerlendirilmektedir. Bu indeks, kilo(Kg)/boy(m)un karesi olarak hesaplanmakta, 25-29.9 kg/m2 değerler fazla kilolu, 30 kg/m2 üzeri değerler şişman olarak kabul edilmektedir.

Şişmanlığın vücuttaki dağılımı da önemlidir. Karın bölgesinde toplanan yağ daha fazla risk oluşturmaktadır. Bel çevresinin kadınlarda 88cm den, erkeklerde 102 cm den fazla oluşu, karın şişmanlığı olarak tanımlanmaktadır.

Şişmanlık, şeker hastalığına, hipertansiyona, kanda yağları dengesinin ateroskleroza ortam yaratacak yönde bozukluğuna neden olduğundan, kalp-damar hastalığının başlıca riskleri arasında tanımlanmaktadır.


B.12 - Sigara, kalp-damar sistemi üzerine nasıl zararlı olmaktadır

Sigara kullanımında, karbonmonoksit ve nikotonin direkt etkisi ile damarların iç yüzeyi olan endotel tabakasının hasar görmesi, damarlarda spazm (çapın daralması), kan yağlarından iyi huylu diye bilinen HDL kolesterolun azalması ve kötü huylu diye bilinen LDL kolesterol ürünlerinin artması, kanda pıhtı oluşumuna eğilim gelişmesi, damarlarda aterosklerozun başlaması, ilerlemesi ve komplikasyonları için zemin oluşturur. Sigara içiciliği koroner kalp hastalığı riskini 2-3 kat arttırmaktadır

Sigara içilmesinden sonra, kalp hızlanır, kan basıncı yükselir, kalbin oksijen gereksinimi artar; diğer yandan, damar spazmı ve kanın oksijen taşıma kapasitesinin azalması nedeni ile kalp yeterli oksijeni alamaz. Bu durum, hayatı tehdit eden ciddi aritmilere neden olabilir.

Sigaranın dumanına maruz kalma ya da pasif içicilik de bir risk olup, sigara içmeyenlerin sigara dumanına duyarlığı, sigara içenlerden daha fazladır.

Ülkemizde sigara içiciliği çok yaygın olup, koroner kalp hastalığının en önemli risk faktörlerinden biridir.

Sigara içiciliği değiştirilebilir bir risk faktörüdür. Yani, sigarayı bırakmakla kalp damar hastalığı riski azalmaktadır.


B.13 -  Egzersizin yararları nelerdir? Egzersiz azlığı neden kalp için tehlike yaratır?

Egzersiz, kalp ve iskelet kasında ince kılcal damarları ve kas gücünü arttırır, kan dolaşımını hızlandırır ve tüm organlarda kanlanmayı arttırır, kan basıncını düşürür,  kilo kaybı sağlar, kan yağlarından iyi huylu ve damar sertliğine karşı koruyucu kolesterol diye bilinen HDL kolesterolu yükseltir, kötü huylu ve damar sertliğine yol açan diye bilinen LDL kolesterolu ve trigliseridi düşür, insüline duyarlığı arttırarak kan şekeri kontroluna yardımcı olur, kanın pıhtılaşma eğilimini azaltır, damarların iç yüzeyi olan endotel tabakasının yapısı ve işlevi bozulmaz.

Egzersiz azlığında, vücut, egzersizin kısaca özetlenen bu yararlı etkilerinden yoksun kalır. Damarlarda aterosklerozun ve koroner kalp hastalığının başlaması, ilerlemesi ve komplikasyonları için ortam hazırlanmış olur.

Düzenli egzersiz programları ile efor kapasitesinin her geçen gün giderek artması, kişide özgüven artışı sağlar. Bu psikolojik etki, hasta kimselerde, hastalık seyrini olumlu yönde etkiler ve iyileşmeyi hızlandırır.

Kalp-damar sistemine yararlı egzersiz tipi, vücutta birçok kas grubunun ardı sıra kasılıp gevşemesini sağlayan, yürüme, yüzme, bisiklete binme, dansetme gibi aerobik türde egzersizlerdir. Haftada en az 3 gün, 30-60 dakika, önceleri kalp hızını istirahat hızının % 20 si kadar, alışıldıktan sonra ise %50 si kadar arttıran düzeyde egzersiz uygulanmalıdır.

Uzun yıllar egzersiz yapmamış kimseler ile herhangi bir neden ile egzersiz yapamayan kimseler, örneğin ortopedik sorunu, aşırı şişmanlığı ya da kalp krizi geçirmiş ve kalp yetersizliği olanlar, egzersizin kalp damar sistemine sağladığı yararları elde etmek için ECP tedavisinden yararlanabilirler.

Gerçekte, ECP pasif egzersiz kabul edilmektedir. Zira, ECP sırasında, hasta sırt üstü yatarken ve kalp ve iskelet kasları çalışmıyorken,  kan dolaşımı hızlanmakta, tüm organların kanlanması artmakta ve egzersizin yukarıda sıralanan yararlı etkileri elde edilebilmektedir.


B.14 - Yoğun stres neden kalp için tehlikelidir?

Stres, olumsuz olaylar karşısında vücudun verdiği tepkidir.

Stres ile karşılaşıldığında, artan adrenalin salgılanması ile kalp hızlanır, kan basıncı yükselir, kan şekeri yükselir, kalpte ritm bozukluğu ortaya çıkabilir.

Sık tekrarlayan streslerde, yukarıdakilere ek olarak, bağışıklık sistemi zayıflar, vücut direnci kırılır, ölümcül hastalıklara ortam oluşur; damar iç yüzeyi hasarı, kan yağlarının ve şekerin iyi kullanılamaması, şişmanlama, damar sertliği ve şeker hastalığına neden olur.

Kalp damar hastalığı olanlarda ani ölüm, kişilerin gerilimli olduğu dönemlerde görülür.

Kişiler, stres ile baş etme yöntemini öğrenerek, kendilerinde sahip olduklarını ve çevrelerinde olumlu olayları görmeyi ve bunlardan mutlu olmayı alışkanlık edinerek, kimseye kin ve nefret duymayıp herkese sevgi ile yaklaşarak, yaşamdan zevk alacakları uğraşlar bularak, düzenli olarak açık havada yürüyüş ya da yüzme, dans etme gibi egzersizler yaparak, stresin olumsuz etkilerinden kendilerini kurtarabilirler.


B.15 - Metabolik Sendrom nedir?

Metabolik sendrom bir modern yaşam hastalığı olup, masa başında oturan, beslenmesi sağlıksız, yoğun stres altında çalışan kimselerde görülen, aterosklerotik kalp-damar hastalığına zemin oluşturan, yaş ilerledikçe şeker, kalp ve beyin hastalığına yakalanma olasılığını arttırarak, kalp krizi ve inmelere neden olan bir hastalıktır.

Metabolik sendrom belirtileri şunlardır:

  • Şişmanlık, özelikle karın bölgesini tutan yağlanma, (bel çevresinin kadınlarda 88 cm.nin, erkeklede102 cm.nin üzerinde olması)
  • İnsülin direnci ve kan şekeri yüksekliği (vücutta insülin hormonu bulunmasına rağmen etkili olamaması ve açlık kan şekerinin 110mg/dl nin üzerinde olması),
  • Kan yağları bozukluğu; trigliserid yüksekliği (150 mg/dl üstü) ve HDL kolesterol düşüklüğü (erkekte 40 mg/dl ve kadında 50 mg/dl altı),
  • Kan basıncı (tansiyon) yüksekliği (135/85 mmHg nin üzerinde olması),

Görülme sıklığı tüm dünyada ve ülkemizde giderek artmakta, kadınlarda daha sık görülmektedir.

Metabolik sendrom, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri ile önlenebilen, iyileştirilebilen bir sağlık sorunudur. Bu konuda halkın bilinçlenmesi, kilolu kişilerin ciddi risk alında olduğunu algılaması çok önemlidir.

Riskk altında olan kişiler korunma için, yaşam biçimini düzene sokmalı, daha çok egzersiz yapmalı, az kalorili beslenmeye özen göstermeli, yoğun stresli ortamlardan uzak durmalı, şişmanlık, şeker hastalığı,  kan yağları bozukluğu, kan basıncı yüksekliği olanlar, doktor yardımı ile gerekli ilaçlara da başlayarak bu durumlarını kontrol altına almalıdır.


B.16 -
Ülkemiz halkı koroner kalp hastalığı yönünden yüksek risk taşıyor mu?

Ne yazık ki taşıyor.

Ülkemizde yaklaşık 3 milyon kadar koroner kalp hastası, 12 milyon kadar hipertansiyonlu, 12 milyon kadar yüksek kolesterollu, 3 milyon kadar diyabetli vardır. Sigara kullanımı ülkemiz için en yaygın risk faktörü  olup 30 yaşını aşmış her iki erkekten biri ve her 6 kadından biri sigara içmektedir.


B.17 - Koroner kalp hastalığını akla getirecek belirtiler nelerdir?

Koroner kalp hastalığının en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs kemiği (iman tahtası) arkasında, yaygın ve genellikle baskı-yanma hissi niteliğindedir; genellikle sol omuz ve sol kola, çeneye, boyuna ve sırta yayılır. Önceleri, hızlı yürümek, yokuş, merdiven çıkmak, yük taşımak gibi kalbin hızlı çalışmasını gerektiren eforlar sırasında ortaya çıkar, giderek şiddetlenir, durup dinlenmekle ve dil altı haplarla (nitratlar) azalarak geçer. Bazen yalnızca sabahın ilk eforu ya da tok karnına yapılan efor sırasında olur, gün içinde diğer eforlar sırasında olmaz. Bazı kimselerde ise, alışılmışın dışında belirtiler, örneğin,  göğüste değil de, sağ omuz ve kolda ya da mide bölgesinde ağrı ve şiddetli gaz sıkıştırması hissi olabilir (göğüste, bir noktada ya da parmak ucu ile gösterilebilen ve dokunmakla artan ağrılar, kalp ile ilgili değildir).

Göğüs ağrısı, kalpte bazı bölgelere yeterli kan gitmediğinin işaretidir.

Kalp damarlarındaki darlık ilerlediğinde, göğüs ağrısı daha hafif eforlarla, hatta istirahat halinde ve gece uyurken de gelebilir; geliş sıklığı, şiddeti ve süresi artar. Bu durum, damarlardan birinde tam tıkanma ile kalp krizi olasılığının çok yakın olduğunun işareti olabilir.

Bazı kimselerde ise koroner kalp hastalığı çok ileri dönemlere gelinceye kadar hiç bir belirti vermez. İlk belirti, bir koroner damarın aniden tam tıkanması ile ortaya çıkan  kalb krizi (miyokard infarktüsü) olabilir. Bu durum en sıklıkla şeker hastalarında görülür; şeker hastalarında, koroner kalp hastalığı ve hatta kalp krizi göğüs ağrısız seyredebilir.

Yukarıda yapılan açıklamalar göz önüne alındığında, göğüs ağrısı yakınması olan kimselerin ve göğüs ağrısı olmayan şeker hastaları ile birçok riskleri olan kimselerin,  bir kardiyolog doktor muayenesi ile durumlarını değerlendirmelerinin ne kadar hayati önemi olduğu anlaşılmaktadır.


B.18 - Kalp krizini akla getirecek belirtiler nelerdir? Acil olarak ne yapmak gerekir?

Genelde kalp krizi sırasında hasta, çok şiddetli, baskı, ağırlık, ezilme, yanma niteliğinde,  göğüsten sırt, omuz ve kollara, boyuna, çeneye ya da karına doğru yayılan, aşırı terleme, bulantı ve kusmanın, bazen de fenalık hissi, nefes darlığı ve ölüm korkusunun eşlik ettiği, istirahatle ve 3-5 dakika aralarla 2-3 kez alınan dil altı haplarla geçmeyen ve 20 dakikadan fazla süren göğüs ağrısı hisseder. Bazı kimselerde kalp krizi ani ölüm ile sonlanabilir ve koroner kalp hastalığı o zamana kadar hiçbir belirti vermemiş olabilir. Şeker hastalarında, koroner kalp hastalığı ve hatta kalp krizi göğüs ağrısız seyredebilir.

Acil tedavi olarak, kalp krizi düşündüren yukarıdaki belirtilerin ortaya çıktığı durumda, hastayı hemen istirahat durumuna almalı (tansiyon düşük ise yatar duruma, düşük değil ise oturur duruma), hemen yarım tablet normal aspirin tableti çiğnetilmeli, (barsakta açılan değil), tansiyon düşük değil ise dilaltı isordil 5 mg.lık tablet verilmeli (5 er dakika ara ile 3 tablet verilebilir), aynı zamanda, acilen bir kardiyoloji merkezine götürmek için ambulans çağrılmalıdır.

Kalp krizi şüphesinde zaman geçirmeden bir kardiyoloji merkezine başvurulmasının büyük önemi vardır. Bu sırada ortaya çıkabilecek hayati önemi olan ciddi aritmiler anında tedavi edilebilir. Ayrıca, ilk birkaç saat içinde yapılacak pıhtı eritici tedavi ya da acilen yapılacak koroner anjiyografi ile tıkanan damarın saptanarak açılması, kalbin göreceği hasarı azaltmak bakımından çok önemlidir.  


B.19 - Kalp yetersizliği nedir? Belirtileri nedir?

Kalp yetersizliği, vücudun ihtiyacı olan miktardaki kanı, kalbin çevreye pompalayamaması durumudur.

Normal kalp, her kasılmasında içinde bulunan kanın otalama %75 kadarını çevreye pompalar. Bu oranın %50 nin altına düşmesi, yetersiz pompalamayı, %25 veya aşağısına inmesi, ağır kalp yetersizliğini gösterir.

Kalp yetersizliği, çeşitli nedenli kalp hastalıklarının özellikle ilerlemiş dönemlerinde ortaya çıkabilir.

Koroner kalp hastalığında kalp yetersizliği gelişmesinin en önemli nedeni, geçirilen kalp krizleri sonucu damarı tıkanmış bölgelerde normal kasılabilen kalp kası dokusunun yerini,  bağ dokusu niteliğindeki kasılamayan bir dokunun  almasıdır. Bir kalpte, kalp krizleri ne kadar geniş alanı tutmuş ise, o kadar geniş alan kasılma işlevi göremez, sonunda kalbin pompalama işlevi de o derecede bozulur.

Kalp yetersizliği belirtileri, kalbin yeterince pompalayamadığı kanın kalbin gerisinde yığılmasına bağlı olarak gelişir. Önceleri bu kan yığılması akciğer alanında olur ve hızlı yürümek, yokuş, merdiven çıkmak gibi eforlarla ortaya çıkan nefes darlığı yakınması ile kendini gösterir. Kalp yetersizliği ilerledikçe, nefes darlığı, düz yolda yürümek, ev içinde dolaşmak, giyinmek gibi daha az eforlarla ortaya çıkar; hasta  hiç yatamaz olur ve otururken bile ciddi nefes darlığı içinde olabilir. Daha ileri kalp yetersizliğinde, kan yığılması akciğerlerin de gerisinde olur; vücutta sıvı birikmesi, kilo artışı, halsizlik, karında, bacaklarda şişme (ödem) bulguları ön plana çıkar.

Kalp yetersizliğinin tedavisinde, diyet ile sıvı ve tuz alımı kısıtlanır, başlıca, idrar söktürücü, kalbin kasılmasını güçlendirici, damarları genişletici etkileri olan ilaçlar kullanılır.

ECP tedavisi de, kalp yetersizliğinde hem kalbin kanlanmasını düzelterek, hem de  yukarıda belirtilen ilaçlara benzer etkileri ile kalbin kasılmasını ve idrar hacmini arttırarak ve damarları genişleterek yararlı olur.


B.20 - Koroner kalp hastalığı şüphesinde hangi testlerle kesin tanı konur? 

Testlerden önce, bir kalp hastalıkları uzmanının muayenesi ile risklerin ve yakınmaların değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu muayene, kesin tanı için doğru testlerin seçilmesini ve bu testlerin doğru yorumlanmasını sağlar.

Örneğin, yakınmalar bir kalp krizinin yaklaştığını ya da geçirilmekte olduğunu düşündürüyorsa, efor testi gibi riskli olabilecek bir tetkik istenmez, istirahatte EKG,  kalbin kansız kaldığının işareti olan kan tetkikleri ve koroner anjiyografi istenir.

Eğer yakınmalar böyle bir acil durum işareti vermiyorsa, önce istirahatte EKG, kan tetkikleri ile risk faktörlerinin araştırılması ve efor testi istenir. Elde edilen bulgulara göre,  talyum testi (nükleer inceleme), bilgisayarlı koroner anjiyo ya da alışılmış koroner anjiyo ile devam edilerek, kesin tanı konur.


B.21 - Elektrokardiyogram (EKG) ile ne kadar bilgi elde edilebilir?

EKG, kalbin kasılması ve gevşemesi sırasında oluşan ve kalbe yayılan elektriksel akımların vücut yüzeyinden saptanarak, kağıt üzerine kaydedilmesi ve yorumlanması yöntemidir.

Koroner kalp hastalığında, istirahatte, kalpte yeterli kan alamayan ya da infarktüslü bölgelerin varlığı, ayrıca kalbin ileti sisteminde ve çalışma ritminde bozukluk,  EKG değişiklikleri ile saptanabilir.


B.22 - Holter Testi nedir? Ne bilgi verir?

Ritm Holteri, hastaya takılan küçük bir aygıt ile, 24 - 48 saat, devamlı olarak elektrokardiyogramının kaydedilip, herhangi bir yakınması olduğunda ya da kendisinin farkına varmadığı EKG değişikliklerinin saptanarak, kalpte ritm bozukluğunun ve kalp kasında yetersiz kanlanma durumunun teşhis edilmesi yöntemidir.

Tansiyon Holteri ise, yine hastaya takılan bir tansiyon aleti ile, gün boyu, önceden belirlenen aralıklarla kan basıncının ölçülüp, günlük kan basıncı değişikliklerinin saptanması yöntemidir.


B.23 - Egzersiz testi neden istenir, ne gösterir ?

Egzersiz ya da efor testi, koroner damarlarda ciddi darlık olup olmadığını araştırmak amacı ile istenir.

Kişi, doktor gözü önünde, artan derecede efor yaptırılarak kalp hızının giderek artışı sağlanır. Böylece, kalp fazla çalıştığı ve fazla kana ihtiyacı olduğunda, yeterli kan alıp alamadığı değerlendirilir. Eğer koroner damarlarda ciddi darlıklar varsa, kalp, efor sırasında artan gereksinimini karşılayacak kadar kan alamayacağından, kişide göğüs ağrısı ve ECG de kalbin yeterli kan alamadığını gösteren belirtiler ortaya çıkar. Bu bulguların saptanması, koroner damarlarda ciddi darlıkların bulunduğunu gösterir; fakat saptanmaması kesin olarak koroner damarların normal olduğu anlamına gelmez.

Kısaca nasıl yapıldığını açıklayacak olursak, efor testi genellikle yürüme bandında ve  3 dakikada bir yürüme hızı artırılarak yapılır. Bu sırada, kişinin genel durumu ve ECG si sürekli izlenir, sık sık kan basıncı ölçülür. Her hangi bir yakınma ve bulgu olmaz ise, kişinin yaşına uygun en üst efor düzeyine kadar  (ortalama 7-15 dakika) yürütülür; göğüs ağrısı, nefes darlığı, yorgunluk, renk solukluğu, kan basıncı düşmesi, EKG de ritm bozukluğu ve kalpte az kanlanmayı gösteren değişiklikler ortaya çıkarsa, efor hemen sonlandırılır.

Efor testi için 2-3 saatlik açlık yeterlidir. Kullanılmakta olan ilaçlar doktora sorularak, kalbi yavaşlatıcı etkisi olan ilaçlar önceden kesilir.

Efor testi riskli bir testtir. Test sırasında ortaya çıkabilecek her türlü olumsuzluğa karşı önlemlerin alındığı bir ortamda doktor ve hemşire gözlemi altında yapılmalıdır. Yeni geçirilmiş kalp krizi ve kalp krizi habercisi niteliğinde artmış göğüs ağrıları, yüksek kan basıncı, ciddi kalp ritm bozukluğu, kalp yetersizliği, efor testi yapılmaması gereken durumlardan bazılarıdır.  

Efor testi koroner kalp hastalığı tanısını koymak dışında, uygulanan bir tedaviden ne derecede yararlanıldığını ve günlük yaşantıda ne kadar eforun yapılabileceğini  saptamak amacı ile de yapılır. 


B.24 - Talyum testi nedir, neden istenir, ne gösterir?

“Talyum testi” diye de bilinen test (daha doğrusu “miyokard perfüzyon sintigrafisi”),  nükleer bir yöntemle, kalbin kanlanma durumunun ve işlevinin değerlendirildiği bir tanı yöntemidir.

Genellikle efor testi ile birlikte yapılır. Efor testinin son dakikasında damardan radyoaktif bir madde verilir. Efor sonlandırıldıktan sonra, kamera altına sırt üstü durumda yatırılan hastanın kalbinin görüntüleri alınır ve verilen maddenin kalpteki dağılımı değerlendirilir. Kalpte geçici olarak ilaç tutmayan bölgeler, o bölgeye kan getiren koroner damarda ciddi bir darlık olduğunu gösterir. Hiç madde tutmayan bölgeler geçirilmiş kalp krizi alanlarını gösterir.

Bu test koroner kalp hastalığını saptamada efor testinden daha duyarlı bir test olmakla birlikte yanılgıya düşüren durumlar olabilir. (Örneğin, büyük koroner damarlarda darlık olduğu halde, kalpte “kollateral damarlar” diye bilinen küçük bağlantı dalları zengin ve kalbi yeterince kanlandırabiliyorsa, test normal kanlanma bulgusu verebilir. Bu hastanın lehine bir durumdur. Fakat daha ciddi bir yanıltıcı durum, hastanın üç büyük koroner damarında ciddi darlıklar olduğu halde testin “normal” sonuç vermesidir. Bunun nedeni, test kalbin bölgeleri arasındaki kanlanma farkına göre yorumlanabilmektedir. Tüm bölgeler eşit derecede az kanlandığında, kanlanma farkı olmamakta ve test yanıltıcı olarak normal sonuç vermektedir).

Bu test ile kalpte az kan alan bölgeler saptanırsa, hangi koroner damarlarda ne derecede darlık olduğunu görmek için, koroner anjiyografi yapılır. Bazen ise, koroner anjiyoda saptanan darlıkların ciddi bir kanlanma kusuruna neden olup olmadığını anlamak için, anjiyografiden sonra bu test yapılır.

Seyrek olarak, efor yapamayacak hastalarda, test ilaç ile (genellikle damardan dipridamol) uygulanarak yapılır.


B.25 - Ekokardiyografi nedir, ne bilgiler elde edilir?

Ekokardiyografi, ultrason kullanarak, kalbin yapısı ve çalışması hakkında oldukça ayrıntılı bilgilerin elde edilebildiği bir kansız inceleme ve tanı yöntemidir.

Ekokardiyografi ile kalp boşluklarının genişliği, duvarlarının kalınlık ve hareketi, kapakların yapısı ve açılıp kapanması, doğuştan olan bozukluklar kolaylıkla anlaşılır.

Ekokardiyografi ile koroner damarlar görülemez fakat koroner kalp hastalığı varlığında, iyi kan alamayan bölgelerin kasılmasının azalması ya da infarktüslü bölgelerin kasılmadığı, kalpte büyüme, kalbin kasılma gücünde azalma yani kalp yetersizliği kolaylıkla anlaşılır.


B.26 - Koroner anjiyografi nedir, neden istenir, ne gösterir?
Yakınmaların azalmasını sağlar mı?

Koroner anjiyografi, kalbi besleyen koroner damarların resminin çekildiği bir tanı koyma işlemidir. Koroner damarlarda, damar sertliği ya da ateroskleroz diye bilinen hastalık nedeni ile daralma ve tıkanmaların olup olmadığını, varsa yeri ve ne derecede önemli olduğunu anlamak için istenir. Saptanan bulgular ile, ECP tedavisi, balon-stent ile genişletme ve bypass ameliyatından, o hasta için uygun olan tedavi belirlenir.

Tedavi edici bir etkisi olmadığından, yakınmaların geçmesini sağlamaz.

Kısaca nasıl yapıldığını da açıklayacak olursak, “kateter” denilen (yaklaşık 2 mm çapında ve 1 metre kadar uzunlukta),  plastik benzeri bir maddeden yapılmış, ince, uzun, yumuşak, ortası delik tüp,  genellikle kasıktan, bazen da koldan atardamara sokulur ve anjiyografi makinası ekranında izlenerek kalbe kadar ilerletilir. Kalpteki ucu kalp damarlarının ağızlarına yaklaştırıldığında, dışarıda kalan uçtan tıbbi bir boya (kontrast madde) verilir ve X ışınları kullanılarak hareketli film çekilir. Koroner damarı boylu boyunca dolduran boya, damar çapının nerelerde ne derecede daraldığını açıkça ortaya koyar.

Koroner anjiyografi invaziv (kanlı) bir tanı yöntemidir. Deneyimsiz ellerde veya hastaya bağlı nedenlerle, kasık bölgesine kan oturmasına bağlı geniş morluk, hatta damarda cerrahi müdahale gerektiren genişleme (anevrizma), işlem sırasında alerjik reaksiyon, aşırı tansiyon düşmesi, kalpte ritm bozukluğu,  kalp krizi, inme, kalp damarı ya da kalp boşluğunda delinme, acil ameliyat gereği, işlem sonrasında böbrek yetersizliği  gibi riskleri olmakla birlikte, bunların görülme olasılığı 1000 de 2 nin altındadır ve koroner anjiyografi  genellikle ustalaşmış ellerde 20-30 dakika içinde bir problem olmadan, başarı ile tamamlanmakta, hasta aynı gün evine gönderilmektedir.

Koroner anjiyografi,  yalnızca girilen bölgeye (kasık veya kol) uygulanan lokal anestezi ile yapılır. Hasta uyanık kalır ve işlemi izler.

Koroner anjiyografi sonucu, kalp damarlarında balon-stent uygulaması ile açılabilecek durumda darlık ya da darlıklar saptanırsa, hastanın onayı alındıktan sonra, hasta anjiyografi masasından kaldırılmadan, tedavi işlemine geçilir.

Koroner anjiyografide acilen bypass ameliyatı gerektiren bir durum saptandı ise, hasta anjiyografi laboratuvarından ameliyathaneye gönderilebilir.


B.27 - Kasıktan ve koldan yapılan anjiyografi arasında fark var mıdır?

Her iki yoldan girişte de gerekli görüntüler alınabilirse sonuçta bir fark olmaz.

Kasıktan yapılan anjiyografide, işlem bittikten sonra, o bölgede olabilecek kan sızıntısını önlemek amacıyla,  o bölgeye 10-15 dakika bası uygulandıktan sonra, sıkı bir bandaj ile kapatılır; ardından 6-8 saat kadar o bacağın hareketsiz kalması ve ilk 4 saat kasık üzerine bir kum torbası ile de bası yapılması gerekmektedir. Koldan yapılan anjiyografide, böyle uzun süre hareketsiz yatma gerekmemesi hastaları daha hoşnut etmektedir.

Fakat anjiyografik tetkikler sıklıkla kasıktan yapıldığından, doktorlar kasıktan anjiyografi yapmakta daha deneyimlidirler. Bu nedenle, hangi yoldan işlem yapılacağı kararını doktora bırakmak daha uygun olur.


B.28 - Çok kesitli Bilgisayarlı Tomografi ile koroner anjiyografi nedir, neden istenir, ne gösterir? Kasık ya da koldan yapılan kanlı anjiyografi işlemine göre üstünlük ve eksiklikleri nelerdir?

Çok kesitli bilgisayarlı Tomografi ile, hiçbir kanlı işlem yapılmadan, yalnızca damardan kontrast madde verildikten sonra yapılan birkaç saniyelik bir çekim ile kalp damarlarının görüntüsü elde edilmektedir.

Koroner kalp hastalığı riskleri ya da şüphesi olan kimselerde, damar duvarlarında kalsiyum saptanması ve damarlarda darlık görülmesi ile koroner kalp hastalığı tanısı konur.

BT anjiyografisi normal çıkan kimselere ilave bir inceleme gerekmez. Koroner damar hastalığı saptananlara, klasik koroner anjiyo yapılarak, tanı kesinleştirilir ve yapılacak tedavi belirlenir.


B.29 - Koroner kalp hastalığının tedavisi hangi yöntemlerle yapılmaktadır?

  1. İlaçlarla tedavi,
  2. Kanlı girişimsel yöntemlerle tedavi (balon-stent uygulaması ve bypass ameliyatı)
  3. Kansız doğal tedavi (ECP)

Ne yazık ki ECP tedavi olanağı ülkemizde henüz çok az merkezde bulunduğundan, ECP tedavi olanağı olmayan merkezlerde, yalnızca baştaki iki yöntem ile tedavi hizmeti sunulabilmektedir.


B.30 - Koroner kalp hastalığında ilaçlarla tıbbi tedavi ne zaman ve ne için uygulanır?

Koroner kalp hastalığının her döneminde, diğer tedavilerle birlikte çeşitli ilaçları içeren tıbbi tedavi de uygulanır. En sıklıkla kullanılan ilaçlar şunlardır:

Henüz koroner kalp hastalığı gelişmemiş ve fakat kan basıncı (tansiyon) yüksekliği, kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı gibi riskleri olan kimselerde, bu risklere yönelik ilaçlar başlanır ve genellikle kesilmeden devam edilir. Bu ilaçlar koroner kalp hastalığı gelişmesini bir süre geciktirebilir.

Koroner kalp hastalığı geliştiğinde, çabuk ve uzun etkili damar genişletici ilaçlar ve aspirin eklenir. Hastanın durumuna göre seçilen tedavi (ECP, balon-stent ya da bypass ameliyatı) uygulandıktan sonra da, önceki tedaviler devam ederken, diğer kan sulandırıcı etkili ilaçları eklemek gerekebilir.

Kalp krizi geçirmiş ve kalp yetersizliği gelişmiş hastalarda ise, kalbin kasılmasını güçlendirici ve idrar yolu ile vücuttan su atılmasını sağlayan ilaçları eklemek gerekebilir.


B.31 - Balon-stent tedavisi nedir ?

Balon-stent tedavisi, koroner damarlarda belirli bir noktada oluşmuş darlığın, damar içinde balon şişirilerek genişletilmesi ve tekrar daralmaması için de “stent” denen ince metalik yapıda bir kafesin yerleştirilmesidir.

Kısaca nasıl yapıldığını açıklayacak olursak;  koroner anjiyografi yapılır gibi, kasık ya da koldan, ciltten atar damara, bu işlem için imal edilmiş, anjiyografide kullanılana benzer ve fakat  ”ucunda balonu olan”  kateter sokulur. Balon şişirilmemiş durumda olarak, kateter darlık olan koroner damar içinde ilerletilir. Anjiyografi ekranından izlenerek, balon darlık hizasına getirildiğinde, dışta kalan uçtan şişirilir. Bu şişirme ile darlık oluşturan damar sertliği plakları damar duvarına itilir ve darlık genişler. Bu “balonla genişletme işlemi“, ile elde edilen sonucun daha uzun ömürlü olması için, darlık bölgesine ayrıca “stent”  diye tanımlanan ince metalik yapıda “tel kafes” yerleştirilir. Bu “stentleme işlemi” de, sönmüş durumdaki balon üzerine stentin konup, kateterin darlık noktasına kadar ilerletilmesinden sonra, balonun şişirilmesi ile gerçekleştirilir. Böylece damar duvarına yapıştırılan stent, ömür boyu orada kalır, üzeri damar iç yüzeyini örten endotel tabakası ile kaplanır.

Balon stent uygulamalarında, hastaya ve uygulayanın becerisine bağlı nedenlerle, başarı % 70-90 arasında değişir.

Kanlı ve girişimsel bir işlem olduğundan, koroner anjiyografide karşılaşılabilen komplikasyanlar (istenmeyen sonuçlar) yanı sıra, ani (ilk gün içinde) ya da sonraki günlerde damar tıkanması  (%1-5 oranında) olabilir. Deneyimli ellerde, kalp krizi, ani ölüm, acil bypass ameliyatı gereği  %1 den düşük oranlarda görülmektedir.

Uygulama başarı ile gerçekleştirilse de, genişletilen noktada, ilk altı ay içinde yeniden daralma yalnız  balonla genişletmelerde % 40, stent uygulamalarında % 15-20, ilaçlı stent uygulamalarında biraz daha düşük (%5-10) oranlarda görülmektedir. Stent içinde yeniden daralma olduğunda, tekrar aynı noktaya balon ve stent uygulanabilir.

Balon-stent işlemi de hasta uyanık iken ve lokal anestezi ile yapılır. Deneyimli ellerde genellikle bir saatten kısa sürer. Gerekli görülürse, aynı seansta birden fazla darlık, balon-stent ile genişletilebilir. Uygulamadan sonra hasta bir gün yoğun bakımda izlenir;  sıklıkla, sonraki gün taburcu edilir.

Koroner damarlardaki darlıkların balon- stent yöntemi ile genişletilebilmesi için,  koroner damardaki ciddi (damar boşluğunu %70 in üzerinde daraltan) darlıkların bu işlem için uygun özelliklerde olması gerekir. Örneğin, sol ana koroner damar darlığı, diğer büyük damarların ağızlarına yakın darlıklar, birden fazla büyük damarın başlangıç bölümlerini tutan darlıklar, damarların dallara ayrıldığı noktalardaki darlıklar, darlık olan damarın çok küçük çaplı (2 mm’den az) olması, darlığın kıvrımlı ve çok uzun olması, balon-stent işlemi için uygun olmayan durumlardan bazılarıdr.

Koroner damarlardaki darlık ya da darlıkların balon-stent tedavisi ile genişletilmesinden sonra, hasta bir süre rahat eder. Fakat, kısa veya uzun bir süre sonra, stentle genişletilen noktada yeniden veya diğer damarlarda yeni darlıkların  oluşması ile yakınmalar başlar.


B.32 - İlaçsız ve ilaçlı stent uygulamalarının üstünlük ve sakıncaları nelerdir? 

İlaçsız stent uygulamalarından sonra, stent konan noktada damar duvarında başlayan doku büyümesi, stent içine doğru ilerleyerek, “yeniden daralma“ya neden olmaktadır.

Bunu önleyebilmek amacı ile geliştirilen “ilaçlı stent” lerde, stente kaplanan ilaç,  doku gelişimini engelleyerek, yeniden daralmayı kısmen önler; fakat damar duvarının o bölgesi sürekli olarak, iyileşmesini tamamlamamış doku olarak kaldığından, damar içi ani pıhtı oluşumu ile, ani tam tıkanma için zemin oluşturur. Bu nedenle, kanın pıhtılaşma özelliğini azaltan ilaçların (asetilsalisilik asit ve klopidogrel içeren ilaçlar), hiç kesilmeden, sürekli kullanılması gerekir.

Uzun zamandır,  sosyal güvenlik kurumları tarafından ödenmediği halde, hastaların kendi katkıları ile yüksek bir maliyetle uygulanan ilaçlı stentlere, son zamanlarda,  bu ani damar tıkanmasına yol açma komplikasyonu nedeni ile rağbet azalmış olup, ancak çok gerekli olduğu düşünülen darlıklarda ilaçlı stent kullanılmaktadır.


B.33 - Koroner-Bypass ameliyatı nedir, nasıl uygulanır?

Kalbi besleyen koroner damarlarda ciddi darlıkların oluştuğu durumlarda,  yeni damar parçaları kullanarak, darlığı atlayan köprüler oluşturup, damardaki darlık noktasının ilerisine kan akımının sağlanmasıdır.

Kısaca nasıl yapıldığını açıklayacak olursak, yaygın olarak uygulanan “açık kalp ameliyatı“nda,  genel anestezi altında, göğüs kemiği yukarıdan aşağıya kesilir ve iki yana doğru açılır. Kalp ve akciğer dolaşımı özel borularla kalp- akciğer makinasına bağlanır ve kalp durdurulur. Bu arada hastanın bacak toplar damarlarından ya da kolundaki atar damardan damar parçaları alınır. Hazırlanmış olan bu damar parçalarının bir ucu, ana atar damara (aorta)  açılan bir deliğe, diğer ucu ciddi darlık olan koroner damarda darlığın ilerisine açılan deliğe dikilir. Ayrıca, sıklıkla meme arterleri kullanılır; göğüs duvarının iç kısmında, göğüs kemiğinin iki yanında yukarıdan aşağı seyreden meme arterlerinin ucu bulunur ve darlık ilerisine dikilir. Böylece, yeni damar yolları ile koroner damarlardaki  darlıklar atlanarak (bypass edilerek)  darlık ilerisine kan akımı sağlanmış olur. Bu bypass işlemleri bittikten sonra, kalp yeniden çalıştırılır, kalp-akciğer makinası  ile olan bağlantılar ayrılır ve göğüs kemiği çelik tellerle dikilerek kapatılır.

Ortalama 4 saat kadar süren ameliyattan sonra, hasta yakından izlenmek ve gerekli destek tedavileri uygulamak üzere, yoğun bakım ünitesine alınır. Her hangi bir olumsuzluk olmaz ise, 2 gün sonra yoğun bakımdan, 7-10 gün sonra hastaneden çıkarılır. Tam iyileşme 2-3 ayı bulur.

Anlaşılacağı üzere bypass ameliyatı, büyük bir ameliyattır. Ustalaşmış ellerde ve deneyimli merkezlerde yukarıda anlatıldığı şekilde seyreder ve kalp krizi, ciddi kalp ritmi bozukluğu, ölüm, kalp ve akciğer yetersizliği, felç, kanama gibi önemli komplikasyonlar seyrek görülür.

Fakat bypass ameliyatı başarı ile uygulansa da, kullanılan toplar damar parçalarında tıkanma sıklıkla görülmekte olup, taburcu olmadan %10 oranında, bir yıl içinde %15-30 ve 10 yıl içinde % 50 oranında görüldüğü bildirilmektedir.

Özellikle, şeker hastalarında olduğu gibi, çapı küçük olan koroner damarlara yapılan bypasslar çabuk tıkanmaktadır.

Bypassda meme arteri ve atar damar parçaları kullanıldığında, uzun süre açık kalma şansı daha yüksektir.


B.34 - Bypass ameliyatı tüm koroner kalp hastalarına uygulanabilir mi?

Koroner damarlara bypass ameliyatının uygulanabilmesi için, damar çapları yeterli genişlikte olmalıdır. Çok küçük çaplı damarlara bypass ameliyatı uygulansa da, bunlar ameliyattan çok kısa süre sonra daralıp tıkanmakta, yeniden yakınmalar ve kalp yetersizliği belirtileri ortaya çıkmaktadır.

Özellikle şeker hastalarının damarları çok ince yapıda olduğundan, bu hastalarda bypass ameliyatlarından uzun süreli bir yarar elde edilememekte, bazı şeker hastalarında ameliyattan 3-6 ay gibi bir süre sonra, bypass yapılmış damarlar tıkanmaktadır.

Bu nedenle, bypass ameliyatına karar verirken, koroner damarların çapları önemle dikkate alınmalıdır.

Koroner damarlarının çapları küçük olan koroner kalp hastalarının önce ECP yöntemi ile tedavi edilmesi uygun olur.  ECP tedavisi ile beklenen yarar elde edilebilirde, bypass ameliyatına gerek kalmayabilir. Ya da, ECP tedavisinden sonra koroner damarlar kısmen genişleyerek, ameliyat için daha uygun duruma gelebilir.


B.35 - Bypass ameliyatı koroner kalp hastalığı için kesin çözüm müdür?

Bypass ameliyatı, koroner damarlarında kan akımını engelleyecek derecede darlıklar bulunan hastalarda,  yeni damar yolları ile kalbin daha iyi kanlanmasını ve daha iyi çalışmasını sağlamak, kalp krizi riskini azaltmak, böylece yaşam kalitesini iyileştirmek ve ömür beklentisini uzatmak amacıyla yapılır.

Bypass ameliyatının yapılabilmesi için, koroner damarların çapları çok dar olmamalı ve damar sertliği, koroner damarların uç dallarına kadar yayılmış olmamalıdır.

Ve ayrıca, bypass ameliyatı başarı ile gerçekleşse de, koroner damarlarda darlığa yol açan ateroskleroz kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Bypass yapılan koroner damarlarda ve bypassda kullanılan toplar damar parçalarında daha hızlı olmak üzere, tüm koroner damarlarda yeniden aterosklerotik daralmalar olur. Hastanın riskleri de varsa kısa süre içinde hastalık belirtileri nükseder. Özellikle şeker hastalarında, bypass ameliyatından 3-6 ay gibi kısa süre sonra koroner damarlardaki daralma ya da tıkanmalarla hastalık nüksedebilir.

Dolayısı ile bypass ameliyatı koroner kalp hastalığı için tek ve en etkili çözüm değildir. Koroner kalp hastalığının tedavisinde ilaçlar dışında, ECP, balon-stent tedavisi ve bypass ameliyatından hangisinin o hasta için daha uygun olduğuna, hastanın genel durumu ve koroner damarlarının durumu göz önüne alınarak karar verilmelidir.

Ne yazık ki ülkemizde ECP yöntemi henüz yaygınlaşmadığından, ECP tedavisi olanağı bulunmayan merkezlerde, tedavi seçimi, ilaçlar dışında, ya balon-stent ya da bypass ameliyatı gibi iki kanlı yöntemden birini önermek şeklinde olmaktadır.


B.36 -
Kök hücre tedavisi nedir?

Kök hücreler, bölünebilme ve farklılaşabilme yeteneği olup, sağlıklı ve işlev gören hücrelere dönüşebilen ve böylece hastalık ya da yaralanma nedeni ile hasar görmüş doku ve organların yenilenmesini sağlayan hücrelerdir. Bu yolla yapılan tedaviye de kök hücre tedavisi denilmektedir.

Kalp hastalarında, başlıca kemik iliği ve dolaşımdan olmak üzere, hastanın kendisinden alınan kök hücrelerinin koroner damara veya kalp kasına injeksiyonu ile, kalbin kasılmasında düzelme görülmüştür.  Uygulamalar henüz yaygınlaşmamış olmakla birlikte, sonuçlar ümit vericidir.

Ayrıca vücutta, yeterli derecede olmasa da, doğal kök hücre etkinliğine bağlı, kalp kasının yenilendiği bilinmektedir; kalp krizinden sonra, kemik iliğinden ayrılan kök hücreler, kan dolaşımı yolu ile hasar görmüş kalp dokusuna giderek, damar hücrelerine ve kalp kası hücrelerine dönüşmektedir. Ve yine bilinmektedir ki, fizyolojik stres (egzersiz), kök hücrelerinin kan dolaşımına geçmesini arttırmaktadır.


B.37 -  ECP tedavisinin kök hücre tedavisine benzer etkisi var mı?

Son iki yıl içinde yayınlanan çalışmalarda, ECP tedavisinin dolaşımdaki kök hücre sayısını ve işlevini arttırdığı saptanmıştır. Bu bulgu,  vücutta egzersize benzer etkileri olan ECP tedavisinin vücutta doğal kök hücre aktivitesini arttırdığını göstermektedir. Oldukça ilerlemiş ve kalp yetersizliğine girmiş hastalarda ECP tedavisi ile elde edilen uzun süreli iyileşmelerden, bu etkinin de katkısı olduğu anlaşılmaktadır.


B.38 - Koroner kalp hastalından korunmak için ne yapmalıdır?

Koroner kalp hastalığının gelişmesini kolaylaştırdığı kabul edilen risk faktörlerini azaltmaya ve kontrol altına almaya yönelik önlemleri ve tedavileri özenle uygulamalıdır.

Bunların başında, sigara içmemek, düzenli egzersiz yapmak ve kilo aldırmayacak özellikte sağlıklı beslenme gelir. Egzersiz, tempolu yürüme, yüzme, dans etme gibi aerobik özellikte ve en az haftada 3 kez birer saat süreli olmalıdır. Beslenmede, yağlı ve şekerli besinleri fazla tüketmemeğe özen göstermeli, kilo fazlalığı varsa, bir diyet uzmanının kontroluna girerek, ideal kiloya inmeye çalışmalıdır.

Ayrıca, kan basıncı ve kan yağları yüksekliği ve şeker hastalığı var ise, yukarıdaki önlem ve uygulamalar yanı sıra, doktor kontrolunda uygun ilaçlar ile bu durumlar normal düzeylerde tutulmaya çalışılmalıdır.


B.39 - Koroner kalp hastalığında hangi tedavi ile tam iyileşme sağlanır?

Koroner kalp hastalığında uygulanan tedavilerden hiçbiri, tam iyileşme sağlayan  tedaviler değildir. Zira, koroner kalp hastalığına yol açan aterosklerotik kalp-damar hastalığı, ergenlik çağlarından başlayıp, o kişide var olan risklere göre yavaş veya hızlı gelişen, kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Dolayısı ile aşağıdaki tedaviler, hastanın durumuna göre, zaman zaman tekrarlanarak, ömür boyu devam eder.

  1. Risk faktörlerine yönelik tıbbi tedaviler ve yaşam biçimi değişiklikleri, hastalığın ilerlemesini yavaşlatıcı etki gösterir.
  2. Girişimsel tedavilere gelince, koroner damarlardaki darlık ya da darlıkların balon-stent tedavisi ile genişletilmesinden sonra, ya da, bypass ameliyatı ile yeni damar yollarının oluşturulmasından sonra, kan akımı azalan bölgelere kan akımı sağlanır ve, hasta bir süre rahat eder. Fakat, kısa veya uzun bir süre sonra, yeniden darlıklar oluşunca yeniden yakınmalar başlar.  
  3. ECP tedavisi ise, hem hastalığın ilerlemesini yavaşlatıcı etki gösterir ve hem de ciddi darlıların bulunduğu durumda, kalbin damar ağını zenginleştirerek ve doğal bypasslar oluşturarak, kan akımı azalan bölgelerde kanlanmayı düzeltir. Dolayısı ile ECP tedavisi, diğer iki grup tedavi ile elde edilebilen etkileri sağlayabilen bir yöntemdir.


B.40 - Balon-stent ya da bypass ameliyatı önerilen bir hastaya, bu tedaviler yerine ECP tedavisi uygulanamaz mı?

Eğer bir koroner kalp hastasında, kalpte yetersiz kanlanma düşündüren yakınmalar ve laboratuar bulguları ve de koroner anjiyografide ciddi darlıklar var ise ve bu darlıklar balon-stent ya da bypass ameliyatı ile tedaviye uygun ise, bu girişimsel yöntemlerle tedavi edilmelidir. Zira, böyle bir hastada, ECP tedavisi ile doğal bypassların oluşması için gereken süre içinde, tam tıkanma ile kalp krizi olması riski vardır.

Fakat, seyrek olarak, ameliyattan çok korkan ve “ölürüm de bıçak altına yatmam” diyen hastalardan, yukarıdaki risk anlatıldığı halde ameliyatı kabul etmeyenlere, ECP tedavisi uyguladığımız oldu ve yarar gördüler.

Daha önce de belirtildiği gibi, doğrusu, ECP tedavisinin, hastalık bu kadar ilerlemeden yapılması, ya da bu girişimsel tedaviler uygulandıktan sonra, özellikle koroner damarların çapları küçük ise, kısa zamanda yeniden daralmaların ve yakınmaların başlamasını önlemek amacı ile uygulanmasıdır.


B.41 - Koroner kalp hastalığının yeterli şekilde tedavi edilmemesi ne gibi sonuçlar doğurur ?

Koroner kalp hastalığında, kalp damarlarında oluşan darlıklar kalp kasının yeterli kan almasını engeller. Bu, göğüs ağrısı başta olmak üzere, ortaya çıkan yakınmalarla kişinin yaşam kalitesini bozar.

Kalp damarlarında oluşan tam tıkanmalar (kalp krizi), tıkanan damarların kan götürdüğü bölgelerin kansız kalmasına, canlılığını yitiren bu gölgelerde, kasılabilen kas dokusunun yerini, bağ dokusunun almasına neden olur. Bağ dokusu, kasılma işlevi yapamayan bir doku olduğundan, kalpte bağ doku (geçirilmiş infarktüs) alanları ne kadar geniş olursa, kalbin kasılma gücü o kadar azalır. Sonunda, kalp yetersizliği başlar. Bu durumda, nefes darlığı, halsizlik, vücutta su tutulması gibi yakınma ve bulgularla, yaşam kalitesi daha da bozulur.

Ayrıca, kalp kasının hem az kanlanma ve hem de tıkanma döneminde, kalbin çalışmasında, yaşamı tehdit eden ciddi ritm bozuklukları ortaya çıkabilir ve ani ölüm olabilir.


        A - ECP tedavisi ile ilgili sorular

        B - Aterosklerotik kalp-damar hastalığı ile ilgili sorular